Kürtler Bahçeli'ye çok şey borçlu
GÜNDEM
13.11.2011 - 12:58, Güncelleme:
13.11.2011 - 12:58
Kürtler Bahçeli'ye çok şey borçlu
Yazar Orhan Miroğlu Aktüel Dergisi'ne PKK ve Kürt sorunu hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.
40 yıldır Kürt siyasi hareketinin içinde olan Orhan Miroğlu, defalarca yargılandı, uzun yıllar Diyarbakır Cezaevi'nde yattı. Kürtlerin gözbebeği Musa Anter öldürüldüğünde yanındaydı, dört kurşun yarası aldı ama ölmedi. Hep siyasetin içindeydi. Bir süredir sadece yazıyor. Miroğlu, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının değişen koşullarını ve Kürtlerin içinde bulunduğu yol ayrımını Aktüel dergisine anlattı. TÜRK AYDININ SAVAŞ İSTEMEYE HAKKI YOK Orhan Miroğlu, oturduğu yerden, savaşın acısını yaşamamış, karakol yüzü görmemiş, böyle bir savaşta bir yakınını kaybetmemiş, canı yanmamış bazı aydınların(!) Türk-Kürt savaşı istemesinin abes olduğunu şu sözlerle anlatıyor: "Kimse kusura bakmasın bu büyük bir edepsizliktir. Mağduriyetse, ben mağdur olmuş bir Kürdüm. Ölümden kurtuldum. Diyarbakır Cezaevi'nde ölebilirdim, ölmedim. Musa Anter öldürüldüğü zaman yanındaydım, 4 kurşun yarasıyla kurtuldum, yine ölmedim. Şimdi korumayla geziyorum! Yani mağduriyetse bu ve ben bu mağduriyete rağmen Kürtler savaşmakta haklılar demiyorum, eğer ben demiyorsam, Türk aydının da demeye hakkı yok!" - Yine ortalık karıştı, ne düşünüyorsunuz, iyi bir şeyler olacak mı? Başka çaresi yok, elbette olacak. Bu işler siyasetin tekelinden çıkıyor. O bakımdan iyi olacak diyorum. Mesela en son Diyarbakır'da yaklaşık 700 sivil toplum kuruluşu kendi aralarında toplandılar ve bu savaş koşulları ortadan kalksın diye PKK ile hemen ateşkesi sağlaması ve operasyonların durdurulması için bir takım görüşmeler öngörüyorlar. Siyasi liderlerle, Cumhurbaşkanıyla hatta mümkün olabilirse Öcalan'la konuşmak istiyorlar. Bu bir karşı çıkıştır, bir tepkidir. Geçmiş yıllarda böyle derli toplu bir tepki çıkmıyordu. Türk-Kürt gençleri bir araya geliyor, PKK'ya "Benim adıma öldürme" diyor. Bunlar çok önemli. Orhan Miroğlu; devletin savaşıp savaşmama konusundaki isteğine ilişkin soruya ise, "eskiden iki taraf da savaşmak istiyordu, şimdi devlet de değişti, Kürt halkının bakış açısı da değişti" şeklinde cevap veriyor. PKK ASKERİ VESAYETİN İŞİNE YARADI Miroğlu'na göre; 15-20 öncesinde hem devlet hem de Kürt halkı çatışma taraftarıydı. Hatta her iki taraf da çatışma ortamında yarar buluyorlardı. Ergenekon davasında ortaya çıkan belgelerin bunu kanıtladığını savunan Kürt yazara göre, eğer bu çatışma olmasaydı askeri vesayet 20 yıl önce bitmiş olacaktı. Ergenekon ve benzeri yapılanmalar Kürt sorunu ve PKK üzerinden Türk halkına kendini kabul ettirdi, ipleri elinde tutmaya çalıştı. Şimdi ise işler tersine döndü. PKK her ne kadar savaşmak istese de, karşısında savaş isteyen bir devlet yok. MİT-ÖCALAN GÖRÜŞMESİ PKK'YI KIZDIRDI Orhan Miroğlu; MİT'in Öcalan'la görüşmesine ise bambaşka bir zaviyeden bakıyor. Buna göre; devletin Öcalan'la görüşmesini kamuoyu makul karşıladı, infial olmadı. Böylece on yıllardır süregelen bir tabu yıkıldı. Buna karşılık, PKK bu görüşmeden fena halde rahatsız oldu. Çünkü örgüt kendini afla garantiye almak değil, siyasi olarak garantide olmak istiyor. Bölgede bir güç olmak istiyor, tıpkı Kuzey Irak'ta olduğu gibi federal bir bölgeyi tek başına yönetmek istiyor. PKK KÜRTLERİN DE NEFRETİNİ KAZANIYOR Kürtler arasında bir uyuşmazlığın son yıllarda iyiden iyiye belirginleştiğini, bunun daha da keskin bir hale geleceğini ifade eden Miroğlu bu durumu şöyle açıklıyor: "Sivillerin öldüğü her eylemden sonra PKK özür diledi. Tabii ki bu özür çok işe yaramıyor. Batmanda bir kadın karnında bebeğiyle öldürüldü. Sen diyorsun ki; "aslında ben orada devlet güçlerine karşı yapacaktım". Devlet güçleriyle halkı birbirinden ayıramayacağı bir coğrafya orası. Son öldürülen 24 askerin 13'ü Kürt kökenli. Ölümün kimliği, dili olmaz, o anlamda söylemiyorum. Ama bir halk adına yürütülen bir savaş artık bir halkı katletmeye başlamış." KÜRTLERİN BİR KISMI NEDEN PKK'YA DESTEK VERDİ? Türkiye'deki Kürtlerin bir kısmının teröre neden destek verdiğini "devletin yıllar önceki tutumu"na bağlayan Orhan Miroğlu; devletin yıllarca o bölgedeki halka inkar, kimliksizleştirme, yok sayma politikası uyguladığını iddia ediyor ve ekliyor: "PKK'nın Şemdinli ve Eruh'ta patlattıı silah bütün bu travmalara iyi geldi. Hatta bir sempati vardı. PKK'lı olmayanlar bile bu mücadeleye sempati ile bakıyordu. Ama şimdi artık işler böyle değil. Devletin bölge halkına bakışı değişti." VAN DEPREMİ HERŞEYİ AÇIKLIYOR Depreme sosyolojik boyuttan bakan Orhan Miroğlu çarpıcı tespitini şöyle ifade ediyor: "Van depremi gösterdi ki, Türkler ile Kürtler arasında etnik çatışma ihtimali zayıf. Türkiye'nin her yerinden yardım geldi." "DEVLET BAHÇELİ'YE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ" Kürt yazar Orhan Miroğlu MHP ve Devlet Bahçeli içinse çok önemli bir tespitte bulunuyor. Bahçeli'nin Kürtlerle ilgili konularda oldukça ılımlı davrandığını savunan Miroğlu bunu şu sözlerle açıklıyor: "Türk milliyetçiliği başından beri ırkçı fikirlerle biraz mağdur olmuş, biraz hastalanmış bir milliyetçilikti. Ama özellikle son 25-30 yıl içerisinde, iç çatışma riskini bizim gibi insanlar kadar Türk milliyetçileri de düşünmeye başladılar. İç çatışmanın kimseye kazandırmayacağını Türk milliyetçileri de fark etti. Ve mümkün olduğu kadar kendilerini Türk milliyetçiliğinin geçmiştei ideolojik nosyonlarından, ırkçı kalıplarından kurtarmaya çalıştılar. VBe bence bunu başardılar da. MHP ile temsil edilen Türk miliyetçiliği bu ırkçı karakterle yola devam etseydi, geri dönüşü olmayan bir mecraya girebilirdi Türkiye. Ama bu olmadı, bu bakımdan MHP'nin tavrını çok önemsemek gerekiyor. Devlet Bahçeli'nin tavrı çok önemliydi. Bahçeli'ye hepimiz, tüm Tükiye çok şey borçluyuz. Bir iç savaşı yaşamamış olmamızı borçluyuz ona. Burada tabii Ak Parti'nin hakkını yememek lazım. Ak Parti kitlesinin herşeyden önce bu fikirlere yönelik bir bağışıklığı olduğunu söylüyorum hep."
Yazar Orhan Miroğlu Aktüel Dergisi'ne PKK ve Kürt sorunu hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.
40 yıldır Kürt siyasi hareketinin içinde olan Orhan Miroğlu, defalarca yargılandı, uzun yıllar Diyarbakır Cezaevi'nde yattı. Kürtlerin gözbebeği Musa Anter öldürüldüğünde yanındaydı, dört kurşun yarası aldı ama ölmedi. Hep siyasetin içindeydi. Bir süredir sadece yazıyor. Miroğlu, 30 yıldır devam eden şiddet ortamının değişen koşullarını ve Kürtlerin içinde bulunduğu yol ayrımını Aktüel dergisine anlattı.
TÜRK AYDININ SAVAŞ İSTEMEYE HAKKI YOK
Orhan Miroğlu, oturduğu yerden, savaşın acısını yaşamamış, karakol yüzü görmemiş, böyle bir savaşta bir yakınını kaybetmemiş, canı yanmamış bazı aydınların(!) Türk-Kürt savaşı istemesinin abes olduğunu şu sözlerle anlatıyor:
"Kimse kusura bakmasın bu büyük bir edepsizliktir. Mağduriyetse, ben mağdur olmuş bir Kürdüm. Ölümden kurtuldum. Diyarbakır Cezaevi'nde ölebilirdim, ölmedim. Musa Anter öldürüldüğü zaman yanındaydım, 4 kurşun yarasıyla kurtuldum, yine ölmedim. Şimdi korumayla geziyorum! Yani mağduriyetse bu ve ben bu mağduriyete rağmen Kürtler savaşmakta haklılar demiyorum, eğer ben demiyorsam, Türk aydının da demeye hakkı yok!"
- Yine ortalık karıştı, ne düşünüyorsunuz, iyi bir şeyler olacak mı?
Başka çaresi yok, elbette olacak. Bu işler siyasetin tekelinden çıkıyor. O bakımdan iyi olacak diyorum. Mesela en son Diyarbakır'da yaklaşık 700 sivil toplum kuruluşu kendi aralarında toplandılar ve bu savaş koşulları ortadan kalksın diye PKK ile hemen ateşkesi sağlaması ve operasyonların durdurulması için bir takım görüşmeler öngörüyorlar. Siyasi liderlerle, Cumhurbaşkanıyla hatta mümkün olabilirse Öcalan'la konuşmak istiyorlar. Bu bir karşı çıkıştır, bir tepkidir.
Geçmiş yıllarda böyle derli toplu bir tepki çıkmıyordu. Türk-Kürt gençleri bir araya geliyor, PKK'ya "Benim adıma öldürme" diyor. Bunlar çok önemli.
Orhan Miroğlu; devletin savaşıp savaşmama konusundaki isteğine ilişkin soruya ise, "eskiden iki taraf da savaşmak istiyordu, şimdi devlet de değişti, Kürt halkının bakış açısı da değişti" şeklinde cevap veriyor.
PKK ASKERİ VESAYETİN İŞİNE YARADI
Miroğlu'na göre; 15-20 öncesinde hem devlet hem de Kürt halkı çatışma taraftarıydı. Hatta her iki taraf da çatışma ortamında yarar buluyorlardı. Ergenekon davasında ortaya çıkan belgelerin bunu kanıtladığını savunan Kürt yazara göre, eğer bu çatışma olmasaydı askeri vesayet 20 yıl önce bitmiş olacaktı. Ergenekon ve benzeri yapılanmalar Kürt sorunu ve PKK üzerinden Türk halkına kendini kabul ettirdi, ipleri elinde tutmaya çalıştı.
Şimdi ise işler tersine döndü. PKK her ne kadar savaşmak istese de, karşısında savaş isteyen bir devlet yok.
MİT-ÖCALAN GÖRÜŞMESİ PKK'YI KIZDIRDI
Orhan Miroğlu; MİT'in Öcalan'la görüşmesine ise bambaşka bir zaviyeden bakıyor. Buna göre; devletin Öcalan'la görüşmesini kamuoyu makul karşıladı, infial olmadı. Böylece on yıllardır süregelen bir tabu yıkıldı. Buna karşılık, PKK bu görüşmeden fena halde rahatsız oldu. Çünkü örgüt kendini afla garantiye almak değil, siyasi olarak garantide olmak istiyor. Bölgede bir güç olmak istiyor, tıpkı Kuzey Irak'ta olduğu gibi federal bir bölgeyi tek başına yönetmek istiyor.
PKK KÜRTLERİN DE NEFRETİNİ KAZANIYOR
Kürtler arasında bir uyuşmazlığın son yıllarda iyiden iyiye belirginleştiğini, bunun daha da keskin bir hale geleceğini ifade eden Miroğlu bu durumu şöyle açıklıyor:
"Sivillerin öldüğü her eylemden sonra PKK özür diledi. Tabii ki bu özür çok işe yaramıyor. Batmanda bir kadın karnında bebeğiyle öldürüldü. Sen diyorsun ki; "aslında ben orada devlet güçlerine karşı yapacaktım". Devlet güçleriyle halkı birbirinden ayıramayacağı bir coğrafya orası.
Son öldürülen 24 askerin 13'ü Kürt kökenli. Ölümün kimliği, dili olmaz, o anlamda söylemiyorum. Ama bir halk adına yürütülen bir savaş artık bir halkı katletmeye başlamış."
KÜRTLERİN BİR KISMI NEDEN PKK'YA DESTEK VERDİ?
Türkiye'deki Kürtlerin bir kısmının teröre neden destek verdiğini "devletin yıllar önceki tutumu"na bağlayan Orhan Miroğlu; devletin yıllarca o bölgedeki halka inkar, kimliksizleştirme, yok sayma politikası uyguladığını iddia ediyor ve ekliyor:
"PKK'nın Şemdinli ve Eruh'ta patlattıı silah bütün bu travmalara iyi geldi. Hatta bir sempati vardı. PKK'lı olmayanlar bile bu mücadeleye sempati ile bakıyordu. Ama şimdi artık işler böyle değil. Devletin bölge halkına bakışı değişti."
VAN DEPREMİ HERŞEYİ AÇIKLIYOR
Depreme sosyolojik boyuttan bakan Orhan Miroğlu çarpıcı tespitini şöyle ifade ediyor:
"Van depremi gösterdi ki, Türkler ile Kürtler arasında etnik çatışma ihtimali zayıf. Türkiye'nin her yerinden yardım geldi."
"DEVLET BAHÇELİ'YE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ"
Kürt yazar Orhan Miroğlu MHP ve Devlet Bahçeli içinse çok önemli bir tespitte bulunuyor. Bahçeli'nin Kürtlerle ilgili konularda oldukça ılımlı davrandığını savunan Miroğlu bunu şu sözlerle açıklıyor:
"Türk milliyetçiliği başından beri ırkçı fikirlerle biraz mağdur olmuş, biraz hastalanmış bir milliyetçilikti. Ama özellikle son 25-30 yıl içerisinde, iç çatışma riskini bizim gibi insanlar kadar Türk milliyetçileri de düşünmeye başladılar. İç çatışmanın kimseye kazandırmayacağını Türk milliyetçileri de fark etti. Ve mümkün olduğu kadar kendilerini Türk milliyetçiliğinin geçmiştei ideolojik nosyonlarından, ırkçı kalıplarından kurtarmaya çalıştılar. VBe bence bunu başardılar da. MHP ile temsil edilen Türk miliyetçiliği bu ırkçı karakterle yola devam etseydi, geri dönüşü olmayan bir mecraya girebilirdi Türkiye. Ama bu olmadı, bu bakımdan MHP'nin tavrını çok önemsemek gerekiyor. Devlet Bahçeli'nin tavrı çok önemliydi. Bahçeli'ye hepimiz, tüm Tükiye çok şey borçluyuz. Bir iç savaşı yaşamamış olmamızı borçluyuz ona. Burada tabii Ak Parti'nin hakkını yememek lazım. Ak Parti kitlesinin herşeyden önce bu fikirlere yönelik bir bağışıklığı olduğunu söylüyorum hep."
TÜRK AYDININ SAVAŞ İSTEMEYE HAKKI YOK
Orhan Miroğlu, oturduğu yerden, savaşın acısını yaşamamış, karakol yüzü görmemiş, böyle bir savaşta bir yakınını kaybetmemiş, canı yanmamış bazı aydınların(!) Türk-Kürt savaşı istemesinin abes olduğunu şu sözlerle anlatıyor:
"Kimse kusura bakmasın bu büyük bir edepsizliktir. Mağduriyetse, ben mağdur olmuş bir Kürdüm. Ölümden kurtuldum. Diyarbakır Cezaevi'nde ölebilirdim, ölmedim. Musa Anter öldürüldüğü zaman yanındaydım, 4 kurşun yarasıyla kurtuldum, yine ölmedim. Şimdi korumayla geziyorum! Yani mağduriyetse bu ve ben bu mağduriyete rağmen Kürtler savaşmakta haklılar demiyorum, eğer ben demiyorsam, Türk aydının da demeye hakkı yok!"
- Yine ortalık karıştı, ne düşünüyorsunuz, iyi bir şeyler olacak mı?
Başka çaresi yok, elbette olacak. Bu işler siyasetin tekelinden çıkıyor. O bakımdan iyi olacak diyorum. Mesela en son Diyarbakır'da yaklaşık 700 sivil toplum kuruluşu kendi aralarında toplandılar ve bu savaş koşulları ortadan kalksın diye PKK ile hemen ateşkesi sağlaması ve operasyonların durdurulması için bir takım görüşmeler öngörüyorlar. Siyasi liderlerle, Cumhurbaşkanıyla hatta mümkün olabilirse Öcalan'la konuşmak istiyorlar. Bu bir karşı çıkıştır, bir tepkidir.
Geçmiş yıllarda böyle derli toplu bir tepki çıkmıyordu. Türk-Kürt gençleri bir araya geliyor, PKK'ya "Benim adıma öldürme" diyor. Bunlar çok önemli.
Orhan Miroğlu; devletin savaşıp savaşmama konusundaki isteğine ilişkin soruya ise, "eskiden iki taraf da savaşmak istiyordu, şimdi devlet de değişti, Kürt halkının bakış açısı da değişti" şeklinde cevap veriyor.
PKK ASKERİ VESAYETİN İŞİNE YARADI
Miroğlu'na göre; 15-20 öncesinde hem devlet hem de Kürt halkı çatışma taraftarıydı. Hatta her iki taraf da çatışma ortamında yarar buluyorlardı. Ergenekon davasında ortaya çıkan belgelerin bunu kanıtladığını savunan Kürt yazara göre, eğer bu çatışma olmasaydı askeri vesayet 20 yıl önce bitmiş olacaktı. Ergenekon ve benzeri yapılanmalar Kürt sorunu ve PKK üzerinden Türk halkına kendini kabul ettirdi, ipleri elinde tutmaya çalıştı.
Şimdi ise işler tersine döndü. PKK her ne kadar savaşmak istese de, karşısında savaş isteyen bir devlet yok.
MİT-ÖCALAN GÖRÜŞMESİ PKK'YI KIZDIRDI
Orhan Miroğlu; MİT'in Öcalan'la görüşmesine ise bambaşka bir zaviyeden bakıyor. Buna göre; devletin Öcalan'la görüşmesini kamuoyu makul karşıladı, infial olmadı. Böylece on yıllardır süregelen bir tabu yıkıldı. Buna karşılık, PKK bu görüşmeden fena halde rahatsız oldu. Çünkü örgüt kendini afla garantiye almak değil, siyasi olarak garantide olmak istiyor. Bölgede bir güç olmak istiyor, tıpkı Kuzey Irak'ta olduğu gibi federal bir bölgeyi tek başına yönetmek istiyor.
PKK KÜRTLERİN DE NEFRETİNİ KAZANIYOR
Kürtler arasında bir uyuşmazlığın son yıllarda iyiden iyiye belirginleştiğini, bunun daha da keskin bir hale geleceğini ifade eden Miroğlu bu durumu şöyle açıklıyor:
"Sivillerin öldüğü her eylemden sonra PKK özür diledi. Tabii ki bu özür çok işe yaramıyor. Batmanda bir kadın karnında bebeğiyle öldürüldü. Sen diyorsun ki; "aslında ben orada devlet güçlerine karşı yapacaktım". Devlet güçleriyle halkı birbirinden ayıramayacağı bir coğrafya orası.
Son öldürülen 24 askerin 13'ü Kürt kökenli. Ölümün kimliği, dili olmaz, o anlamda söylemiyorum. Ama bir halk adına yürütülen bir savaş artık bir halkı katletmeye başlamış."
KÜRTLERİN BİR KISMI NEDEN PKK'YA DESTEK VERDİ?
Türkiye'deki Kürtlerin bir kısmının teröre neden destek verdiğini "devletin yıllar önceki tutumu"na bağlayan Orhan Miroğlu; devletin yıllarca o bölgedeki halka inkar, kimliksizleştirme, yok sayma politikası uyguladığını iddia ediyor ve ekliyor:
"PKK'nın Şemdinli ve Eruh'ta patlattıı silah bütün bu travmalara iyi geldi. Hatta bir sempati vardı. PKK'lı olmayanlar bile bu mücadeleye sempati ile bakıyordu. Ama şimdi artık işler böyle değil. Devletin bölge halkına bakışı değişti."
VAN DEPREMİ HERŞEYİ AÇIKLIYOR
Depreme sosyolojik boyuttan bakan Orhan Miroğlu çarpıcı tespitini şöyle ifade ediyor:
"Van depremi gösterdi ki, Türkler ile Kürtler arasında etnik çatışma ihtimali zayıf. Türkiye'nin her yerinden yardım geldi."
"DEVLET BAHÇELİ'YE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ"
Kürt yazar Orhan Miroğlu MHP ve Devlet Bahçeli içinse çok önemli bir tespitte bulunuyor. Bahçeli'nin Kürtlerle ilgili konularda oldukça ılımlı davrandığını savunan Miroğlu bunu şu sözlerle açıklıyor:
"Türk milliyetçiliği başından beri ırkçı fikirlerle biraz mağdur olmuş, biraz hastalanmış bir milliyetçilikti. Ama özellikle son 25-30 yıl içerisinde, iç çatışma riskini bizim gibi insanlar kadar Türk milliyetçileri de düşünmeye başladılar. İç çatışmanın kimseye kazandırmayacağını Türk milliyetçileri de fark etti. Ve mümkün olduğu kadar kendilerini Türk milliyetçiliğinin geçmiştei ideolojik nosyonlarından, ırkçı kalıplarından kurtarmaya çalıştılar. VBe bence bunu başardılar da. MHP ile temsil edilen Türk miliyetçiliği bu ırkçı karakterle yola devam etseydi, geri dönüşü olmayan bir mecraya girebilirdi Türkiye. Ama bu olmadı, bu bakımdan MHP'nin tavrını çok önemsemek gerekiyor. Devlet Bahçeli'nin tavrı çok önemliydi. Bahçeli'ye hepimiz, tüm Tükiye çok şey borçluyuz. Bir iç savaşı yaşamamış olmamızı borçluyuz ona. Burada tabii Ak Parti'nin hakkını yememek lazım. Ak Parti kitlesinin herşeyden önce bu fikirlere yönelik bir bağışıklığı olduğunu söylüyorum hep."
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

