Yıl 1949. Kızıl Çin kuvvetlerinin bütün kıtayı işgal edeceği duyulunca 1933 yılında bağımsızlığını ilan eden Doğu Türkistan Kazaklar'ından 7 bin kişi, Hindistan'a göç etmek üzere yola çıktı. Milliyetçi lider İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra yönetimindeki bu grup, sınırı geçerken Çin saldırısıyla karşılaştı.
Elleri ayakları donarak koptu
O tarihlerde Mehmet Emin Buğra; Doğu Türkistan Genel Vali Yardımcısı, İsa Yusuf Alptekin ise Doğu Türkistan Hükümeti sabık Genel Sekreteri'ydi. İki kafile halinde yola çıkan milliyetçiler, Kaşgar'da buluştular. Birlikte yola devam eden iki kafile, daha sonra Keşmir'e doğru hareket etti. Ancak, Doğu Türkistanlılar için bu hiç kolay olmadı. Çünkü, önlerinde dünyanın en yüksek dağları ve geçit vermez sarp vadileri bulunmaktaydı. Yolculuk, tam 17 ay sürdü ve yükseklere çıkıldıkça oksijen ve dondurucu soğuk, kafilenin en büyük düşmanı oldu. Ölümler, art arda geldi ve kafiledeki sayı her geçen gün azaldı. Ölüm yolu, milliyetçilerden 54'ünü bir daha geri vermemek üzere aldı. 49 kişinin de elleri ve ayak parmakları donarak koptu. İsa Yusuf Alptekin de uzun yolculukta kızını kaybetti. Oğlunun da donan ayak parmakları ve elleri kesilmek zorunda kaldı. Zor da olsa Hindistan'ın Ladak şehrine gelindi. Yolculuk sonrası kafileden 798 kişi sağ kalmayı başardı. Fakat bu yolculuk, onların son yolculuğu olmadı.
Türkiye'ye geldiler
1933'ten 51'e kadar çeşitli tarihlerde çile yolculuğuna çıkan Doğu Türkistanlı Kazaklar, sırasıyla Suudi Arabistan, Türkiye, Hindistan ve Pakistan'a yerleştiler. Arabistan'a 6 bin kişi geldi. Başlarında ise İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra vardı. İsa Yusuf Alptekin, 'vatan için vatanlarından ayrılan' Doğu Türkistanlılar'ın geride kalanlarına yardım etti. Adnan Menderes'in başta olduğu sırada gerçekleşen temaslarla İsa Yusuf Alptekin, 1952 yılında yaklaşık 2 bin Doğu Türkistanlı'yı Türkiye'ye getirdi. Bu kişiler, Konya, Kayseri, Aksaray, Niğde ve Salihli'ye yerleştirildi.
Öncüleri İsa Yusuf Alptekin
Doğu Türkistanlılar, bugün İstanbul'da Zeytinburnu, Güneşli, Küçükçekmece, Okmeydanı ve Üsküdar'da toplu olarak ikamet ediyor. İsa Yusuf Alptekin de 1954 senesinde Türkiye'ye geldi. Burada faaliyetlerini sürdüren İsa Yusuf Alptekin, kısa sürede 'Doğu Türkistan Göçmenleri Cemiyeti'ni kurdu. Doğu Türkistan'ın kurtuluşunu kendisi için görev bilen Alptekin, dünyanın her tarafına seyahatlerde bulundu. Bir çok ülke gezen İsa Yusuf Alptekin, dünyanın ileri gelenlerine Doğu Türkistan'ın yeri ve önemini anlattı.
Özal'a Ayyıldızlı Gökbayrağı
İsa Yusuf Alptekin, ülkemizdeki siyasi parti liderlerinin Türk dünyasına bakış açısını değiştirmesinde de faydalı oldu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile görüşmesinde yaşının ilerlemiş olması nedeniyle yetmiş yıl göğsünde taşıdığı 'Ayyıldızlı Gökbayrağı', Özal'a vererek 'Doğu Türkistan davasını size emanet ediyorum' demişti. Merhum Özal da İsa Yusuf Alptekin'e cevaben ' Doğu Türkistan'ın kurtuluşunu ben göremeyeceğim. Ama siz mutlaka göreceksiniz' şeklinde konuşmuştu.
Zorunlu kürtaj ve doğum yasağı
Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacip ve Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmut gibi önemli ilim adamları yetiştiren Doğu Türkistan, coğrafi keşiflerden sonra İpek Yolu'nun önemini kaybetmesiyle çileli bir döneme girdi. 30 milyonu bulan nüfusu, Çin'in izlediği politika nedeniyle yerinde saymaktadır. Doğu Türkistanlı kadınlar, zorunlu doğum yasağına tabi tutulmakta, kota fazlası çocuk sahibi olanlar, cezalandırılmaktadır.
Mahkeme kapısına hiç uğramadık
Doğu Türkistan Göçmenleri Derneği Başkanı Abdülveli Can'ın evine misafir olduk. Abdülveli Can, bize Türkiye'ye zorlu şartlar altında nasıl geldiklerini anlattı. Geçen 50 yıllık süre içinde geleneklerinden hiçbir şey kaybetmediklerini, bunu da aynı yerde ve kurdukları dernekler sayesinde yaşattıklarını anlatan Abdülveli Can, 'Törelerimizin yok olmaması için bir kültür merkezimiz var. Torunlarımla birlikte 16 neferiz. Türkiye'de yaşayan yaklaşık 50 bin Doğu Türkistanlı Türk var. Hiç birinin Türkiye Hükümeti ile bir sorunu olmadı. Bir kez olsun mahkeme kapısına uğramadık' dedi.
Türkiye vize vermiyor!
Doğu Türkistan'da 28 milyon insanın yaşadığını anlatan Doktor Ahmet Türköz de vatanlarından buraya gelmek isteyenlerin olduğunu, fakat Pekin'deki Türk Konsolosluğu'nun vize vermediğini belirtti. Doğu Türkistan'da şu anda durumun çok kötü olduğunu anlatan Türköz, 'Türkiye'ye daha önceden gelen Doğu Türkistanlılar, şu anda herkesin yararlandığı haklardan yararlanıyorlar. Allah, Türkiye'den razı olsun. Vatanımızdaki baskıların bir an önce kaldırılması tek isteğimiz' diyor.
Kızarmış 'Koyun Kulağı' en küçüğe!
Ortaya büyük bir sofra bezi kuruldu. 'Tabag' yeme ği adını verdikleri pilavlı kızarmış koyun kellesi, büyüklerin oturduğu yere kondu. Töreye göre, kızarmış koyun kellesi, aksakallı büyüklerin önüne konulur ve aksakallı ihtiyarlar, bunu yerler. Ortaya konan koyun kellesinin kulakları da odada bulunan en küçüğe verilir. Nedeniyse küçükler, büyüklerin sözünü dinlesin ve onlara saygı göstersinler. Süt ya da yoğurt karıştırılarak getirilen bir başka yemek de 'bagursak'. Eski Türkler'de uzun yolda çürümeyen ve kokmayan bagursak, yağda kavrulmuş undan yapılır. 'Çelpek' de bir diğer yiyecekleri.
Türkiye'de 'Şaman' geleneği
Türkiye'deki ilk ve tek Şaman olan Saniyekan Çetin, bize Şaman geleneğini anlattı. 50 yıldan bu yana şamanist töreni yaptığını kaydeden Saniyekan Hanım, 'domra' adını verdikleri çalgı sesiyle dans etmeye başladı. Bu arada bir kaç kişi odadan adeta kaçarcasına hızlı bir şekilde dışarıya çıktı. 'Baksı' denilen (kehanetçi) Saniyekan Hanım, bir sarala kamçı (kazak kırbacı), beyaz tülbent ve içi su dolu bir kap istedi.
Transa geçtiler!
İzleyiciler, baksının dansına kendilerini kaptırırken, Saniyekan Hanım elindeki kırbaca bağlı bez parçasını kabın içindeki suya sokarak çıkardı. Başına taktığı ilginç kuş tüyü ile dansetmeyi sürdüren 'baksı'nın bu hareketlerine bir süre sonra izleyicilerden bazıları tepki verdi. Oturarak 'baksı'yı izleyenler ya da 'baksı'yla birlikte dansedenler, yavaş yavaş titremeye ve yüzleri soluklaşmaya başladı.
Çığlıklar odayı kapladı
Baksı, dansını sürdürürken aniden yerde oturan bir kadının çığlıkları odayı kapladı. O çığlığı, başka çığlıklar izledi. Herkes trans haline geçmişti. Müzik ise tüm hızıyla çalıyordu. Gözlerinden yaş gelenler ve 'Sarıtokay, sarıtokay' diye bağıranlar odayı inletirken, bazıları da kendinden geçip bayıldı. Su getirildi, bayılanların yüzleri yıkandı ve 'karanfil' verildi. Yaklaşık 1 saat süren tören sonunda herkes rahatlamıştı. Müzik ağırlaştı ve dansa katılanlar dinlenmeye çekildi.
Türkistanspor İkinci Amatör Küme'de
Dernek Başkanı Abdülveli Can, 'Baksı' töreninden sonra bir de Türkiye'de tescilli futbol takımı olduğunu söyledi. Takım hakkında bilgi veren Abdülveli Can 'Doğu Türkistanlı Kazak Türkleri'nin Türkiye'deki faaliyetlerinin arasında kendi içlerinde kurdukları ve 6 Temmuz 1999'da Ankara'da Türkiye Futbol Federasyonu kurul kararıyla tasdiklenen bir de futbol takımı var'dedi. 'Türkistanspor' adıyla kurulan kulübün başkanı Mehmet Dönmez de, 2.Amatör Küme'de oynayan takımının Orta Asya'nın sesi ve Türkiye ile Doğu Türkistan arasında bir köprü olacağını kaydetti. Dönmez, yakında Türkistanspor'un büyük bir atılım içine gireceğini kaydederek, futbolu atayurtlarında da sevdireceklerini söyledi.